Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir aile trajedisi, annelik ve şiddet konusundaki derin yaraları bir kez daha açtı. 32 yaşındaki Fatma Y., eşi tarafından kızıyla birlikte hunharca katledildi. Olayın detayları ise, özellikle Fatma Y.'nin eşi hakkında daha önce yaptığı uyarılar ve yaşadığı korkularla daha da çarpıcı hale geldi. Son günlerde sosyal medyada geniş yankı uyandıran bu olay, kadın cinayetlerine dair acı bir hatırlatmada bulunuyor.
Fatma Y., yaşamının son dönemlerinde yaşadığı psikolojik baskılar ve şiddet sebebiyle akrabalarına "Sonum iyi olmayacak" şeklinde uyarılarda bulundu. Dışarıdan bakıldığında ideal bir aile yapısına sahip olduğu düşünülen çiftin arkasında, yıllardır süregelen bir psikolojik ve fiziksel şiddet hikayesi yatıyor. Fatma’nın ailesi, kızlarının bu durumu bir türlü kabullenemediğini ve sürekli olarak yardım çağrısında bulunduğunu belirtiyor. Fatma, eşinin kendisine uyguladığı şiddet ve tehditler neticesinde başta çocukları olmak üzere hayatından büyük bir korku duyuyordu. Ancak, yaşadığı korkulara rağmen, susturulmuş ve yalnız bırakılmış bir kadın olarak hayatını sürdürmeye çalışıyordu.
Fatma’nın yakın arkadaşları, onun son zamanlarda oldukça huzursuz olduğunu ve sık sık gözyaşları ile bu durumu dile getirdiğini ifade etti. Eşinin kıskançlık krizleri ve kontrol edici davranışları, Fatma’yı hem psikolojik olarak hem de fiziksel olarak zor bir duruma sokmuştu. Olay sonrası, Fatma’nın eşi hakkında açılan davalar ve alınan tedbir kararları, bu trajik sonun önünü almakta yetersiz kaldı. Kadınların, yaşadıkları mağduriyetleri dile getirebildikleri platformlar ve destek mekanizmalarının eksikliği, Fatma Y. gibi birçok kadının hayatını tehlikeye atıyor.
Bu trajik olay, toplumda kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin boyutlarını mercek altına alıyor. Çoğu zaman, kadınlar maruz kaldıkları şiddeti açığa çıkarma cesareti gösteremiyor. Bu noktada, ailelerin ve toplumun bu konuya dair duyarlılığının artırılması hayati öneme sahip. Eğitim programları ve farkındalık çalışmaları, kadınların kendi haklarını bilmeleri ve gerektiğinde yardım almaları konusunda cesaretlendirici olabilir. Özel sığınma evleri, kriz merkezleri ve hukuk büroları, şiddet mağdurlarına yönelik önemli hizmetler sunmaktadır. Ancak bu hizmetlerin الإعلان/sosyal medya aracılığıyla daha etkili bir şekilde duyurulması gerekiyor.
Kadın cinayetlerine karşı önleyici adımlar atmak ve bu konuda toplumsal bir seferberlik başlatmak için herkesin üzerine düşen sorumluluklar var. Fatma Y. gibi masum kadınların hayatlarını kaybetmemesi için kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik politikaların güçlendirilmesi ve kanunların etkin bir şekilde uygulanması şart. Bu tarz olayların tekrar yaşanmaması için toplumun bilinçlendirilmesi, kadınların ekonomik ve sosyal bağımsızlıklarını artırmaları yönünde destek ve teşvik edilmesi direnişin büyük bir parçasıdır.
Fatma Y. ve kızı, toplumda hala çözülmemiş yaralar açan bir dramın simgeleri olmanın yanı sıra, kadına yönelik şiddete karşı yürütülen mücadelede dikkat çekici bir örnek teşkil ediyor. Kadınların yaşadığı bu trajediler, sesi duyulmamış olan masumların sesi olabilir. Bu konuda harekete geçmek ve bir değişim yaratmak, herkesin ortak sorunu olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, her kadın hayatını yaşama hakkına sahiptir ve bu hak, hiçbir koşulda ihlal edilemez.